
Yapay Zeka ve Hayat · Yazı
Yapay Zeka Yapabiliyor. Peki Biz Hâlâ Yapmak İstiyor muyuz?
Yapay zeka daha fazla işi üstlendikçe angaryayla ustalık, zorunlulukla yapma zevki arasındaki sınırı yeniden çizmek zorunda kalıyoruz.

Yapay Zeka ve Hayat · Yazı
Yapay zeka daha fazla işi üstlendikçe angaryayla ustalık, zorunlulukla yapma zevki arasındaki sınırı yeniden çizmek zorunda kalıyoruz.
Yapay zeka ve çalışma hayatı üzerine konuşmaların çoğu aynı yerden başlıyor: Artık neyi otomatikleştirebiliriz? Hangi işleri yapay zeka yapabilir? Ne kadar hızlanabilir, ne kadar zaman kazanabiliriz?
Bu soruların altında çok doğal görünen bir varsayım var. Bir makine bir işi yapabiliyorsa, er ya da geç o işi makineye bırakmamız gerekir.
Ben bundan artık o kadar emin değilim.
Bertrand Russell, 1932'de yayımlanan *In Praise of Idleness* yazısında çalışmanın kendi başına ahlaki bir erdem sayılmasına itiraz ediyordu. Teknoloji insanların ihtiyaçlarını daha az emekle karşılamayı mümkün hale getiriyorsa, sırf çalışmak iyi kabul ediliyor diye insanları aynı ölçüde çalıştırmaya devam etmenin anlamını sorguluyordu.
Yapay zeka bu eski soruyu bugün çok daha kişisel bir hale getiriyor. Artık yalnızca fabrikadaki fiziksel işlerden ya da rutin ofis görevlerinden söz etmiyoruz. Yazmak, tasarlamak, araştırmak, kodlamak, analiz etmek ve üretmek gibi yıllarca öğrenmek için emek verdiğimiz faaliyetlerin bir bölümü de isteğe bağlı hale geliyor.
Bu çoğu zaman özgürleştirici bir şey. Ama her zaman öyle hissettirmiyor.
Hayatımın büyük bölümünü yazılım ve dijital ürünler yaparak geçirdim. Yapay zekanın artık benim yerime yaptığı bazı işleri bir daha elle yapmak istemiyorum. Bazılarını ise özlüyorum. Verimsizdiler belki ama eğlenceliydiler. Bir problemi anlayıp çözmenin, bir şeyi çalışır hale getirmenin verdiği tatmin o işin içindeydi.
Çevremdeki yazılım mühendislerinde de aynı gerilimi görüyorum. Yirmi yıl boyunca iyi kod yazmayı öğrenmiş birine, uygulamanın büyük bölümünü artık yapay zekanın üretebileceğini söylediğinizde bunu mutlaka "angaryadan kurtulmak" olarak yaşamıyor. Bazen insan, işinin ustalaştığı tarafının elinden kaydığını hissediyor.
Öte yandan yapay zeka bana başka bir şeyi de gösterdi. Yıllarca yaptığım işlerin şaşırtıcı bir kısmını, onları sevdiğim için değil sonuca ulaşmanın başka yolu olmadığı için yapıyormuşum. Bilgi aramak, format düzeltmek, araçlar arasında veri taşımak, zaten karar verdiğim bir şeyin bir sürü varyasyonunu üretmek, kafamda yeterince net olan bir düşünceyi bir sonraki sistemin istediği şekle sokmak. Bunların bazılarını yaparken de keyif alıyordum ama zorunlulukla keyif birbirine karışmıştı.
Yapay zeka bu ikisini birbirinden ayırmaya başlıyor.
Bu yüzden "yaratıcı iş" ile "angarya" arasında yaptığımız klasik ayrım bana giderek yetersiz geliyor. Aynı görev bir insan için ulaşmak istediği sonucun önündeki gereksiz bir adım olabilirken, başka biri için mesleği seçme nedeninin kendisi olabilir.
Bir e-ticaret işi kuran kişi için sosyal medya banner'ı hazırlamak aradan çıkarılması gereken bir görev olabilir. Bir grafik tasarımcı için o banner'ı yapmak işin ilginç tarafıdır. Bir girişimci fikrini mümkün olduğunca hızlı çalışan bir ürüne dönüştürmek isteyebilir. Bir yazılım mühendisi ise tam da o fikri koda çevirirken, doğru yapıyı kurarken ve çözümü sadeleştirirken yaptığı işi seviyor olabilir.
Yazıda da aynı durum var. Bir insan için asıl mesele düşünceyi geliştirmek, ne söylediğine karar vermek ve bunu başkasına aktarabilmek olabilir. Yapay zeka araştırmayı toparlarken, düşünceye itiraz ederken ya da metni şekillendirirken ona yardımcı olabilir. Başka bir yazar için ise doğru cümleyi aramak düşünmenin kendisidir. O kısmı yapay zekaya verdiğinde, hız kazanırken yazmanın en değerli bölümünü kaybettiğini düşünebilir.
Dolayısıyla hangi işin otomatikleşmesi gerektiğini yalnızca görevin kendisine bakarak söyleyemiyoruz. İnsanın ne yapmak istediği, ne üretmeye çalıştığı ve o projede neye değer verdiği de sınırı değiştiriyor.
Üstelik kendi sınırımız bile sabit değil. Ben de bir işi yapay zekaya ilk verdiğimde "bunu yapmayı özleyeceğim" dediğim, birkaç hafta sonra ise aslında görevin kendisini değil o görevle birlikte gelen yetkinlik ve sahiplik hissini özlediğimi fark ettiğim anlar yaşıyorum.
Bu meselenin başka bir tarafı daha var. Kendimi Döngünün Dışına Çıkarmaya Çalışıyorum yazısında, otomasyon kurdukça insanın bazen iki sistemin arasında kaldığını anlatmıştım. Bir sistem bir şey üretiyor, insan kontrol ediyor, başka bir sistem devam ediyor, sonra insan tekrar onaylıyor.
Bazen o insanın orada olması gerçekten gerekli. Karar deneyim ve muhakeme istiyor olabilir. Sonuç önemli olabilir. Bir ilişki, verilen bir söz ya da taşınması gereken bir sorumluluk vardır. İnsan yalnızca bir onay düğmesine basmıyor, yaptığı değerlendirmeyle sonuca gerçek bir katkı sağlıyordur.

Bazen ise insan oradadır çünkü sistem eksiktir. İki araç arasında bilgiyi taşır, sürekli aynı kontrolü yapar, hiçbir yere düzgün yazılmamış geçmişi kafasında tutar ya da birbirine bağlanmamış iki yazılımın arasını kapatır.
İkisine de "human in the loop" demek kolay. Ama bunlar aynı şey değil. Süreçte bir insan bırakmak sistemi otomatik olarak daha insani hale getirmiyor. İnsan yalnızca makinelerin arasındaki bağlantı görevini yapıyorsa, belki de yeni teknolojiyle yeni bir idari iş yaratmış oluyoruz.
Tersi de doğru. Teknik olarak otomatikleştirebildiğimiz her şeyi otomatikleştirmek de insan odaklı bir yaklaşım değil.
Çünkü her sürtünme gereksiz değil. Bazı zorluklar gerçekten zaman kaybı. Bazıları ise öğrenmenin, ustalaşmanın, sahiplenmenin ya da yaptığımız işten keyif almanın parçası.
Asıl zor olan hangisinin hangisi olduğunu anlamak.
Bu gerilim yaratıcı alanlarda daha görünür hale geliyor. Oyunlar benim yakından bildiğim bir örnek. Yapay zeka üretim sürecindeki birçok işi ciddi biçimde azaltabilir ve küçük ekiplerin eskiden çok daha fazla insan, zaman ve para gerektiren şeyleri denemesini mümkün kılabilir. Ben bu ihtimali gerçekten heyecan verici buluyorum.
Aynı anda bazı oyuncular için oyunu kimin yaptığı da önemli. Belli stüdyoları, yaratıcıları ve ekipleri takip ediyorlar. O insanların verdiği kararlar, ortaya çıkan işin değerinin bir parçası oluyor.

Bu, anlamlı bir işin yapay zekadan tamamen uzak olması gerektiği anlamına gelmiyor. Bence "insan yapımı" kavramı da tam burada değişmeye başlayacak. Yazıda, tasarımda, yazılımda, filmde, araştırmada ve başka birçok alanda yapay zeka sürecin içine girdikçe "hiç yapay zeka kullanılmadı" tanımı giderek daha az işe yarayacak.
Bir iş yapay zekayı yoğun biçimde kullanıp yine de bir insanın zevkini, kararlarını ve niyetini taşıyabilir. Başka bir süreçte ise her aşamada bir insan onayı bulunur ama o insanın yaptığı şeyin neredeyse hiçbir anlamlı katkısı yoktur.
Bu yazının kendisi de bunun bir örneği.
Bu makaleyi yapay zekayla birlikte yazıyorum. Fikri onunla konuşuyorum, farklı çerçeveleri deniyorum, taslaklara itiraz ediyorum, bana benzemeyen dili çıkarıyorum, örnekleri değiştiriyorum ve bazen konuşurken ne düşündüğümü daha iyi anlıyorum.
Benim için bu yazıda korunması gereken şey her cümleyi klavyede tek tek üretmek değil. Fikrin kendisini geliştirmek, neye inanıp neye inanmadığıma karar vermek, hangi argümanın metinde kalacağına karar vermek ve sonunda adımı koyduğum şeyin sorumluluğunu almak.
Başka bir yazar sınırı bambaşka yerde çizebilir. Bence ikimizden birinin herkes için doğru olmak zorunda olması da gerekmiyor.
Bir süredir kısa videolarımda kullandığım bir ifade var: AI works, I live.
Bununla "makineler çalışsın, ben hiçbir şey yapmayayım" demek istemiyorum. Benim için neredeyse tam tersi. Yapay zekanın giderek arka plandaki bir altyapıya dönüşmesini, şahsen taşımam gerekmeyen işlerin daha büyük bölümünü üstlenmesini ve benim dikkatimi gerçekten seçtiğim yerlere verebilmemi istiyorum.
Bu bazen çok çalışmak da olabilir. Yeni bir şirket kurmak, bir fikri geliştirmek, bir şey yapmak, sevdiğim insanlarla zaman geçirmek ya da hiçbir üretken amacı olmayan bir şeyle uğraşmak da. Benim için mesele daha az şey yapmak değil. Dikkatimin nereye gideceği üzerinde daha fazla söz sahibi olmak.
Bu, Yapay Zekayla Kazandığımız Zamana Ne Oluyor? yazısındaki soruyla da bağlantılı. Yapay zeka bize zaman ve dikkat kazandırabilir ama o alanın nereye gideceğine kendisi karar vermiyor. Burada da benzer bir durum var. Yapay zeka bir işi artık zorunlu olmaktan çıkarabilir ama bu, bizim o işi bırakmak istediğimiz anlamına gelmiyor.
Üstelik bu sınırı her zaman biz çizemeyeceğiz. Şirketler, ekonomik koşullar, mesleklerin değişmesi ve teknolojinin yönü insanların hangi işi yapmaya devam edebileceğini de belirleyecek. Craft dediğimiz şeyin kendisi de yeni araçlarla değişecek. Eski yapma biçimimizin tek gerçek ya da tek değerli biçim olduğunu varsaymak için bir neden yok.
Ama seçim yapabildiğimiz yerde, "otomatikleşebiliyorsa otomatikleştir" kadar basit bir kuralla hareket etmemek gerektiğini düşünüyorum.
Bir görev yapay zeka sayesinde artık zorunlu olmaktan çıktığında kendimize şu soruyu sorabiliriz: Ben bunu yalnızca sonuca ulaşmak için yapılması gerektiğinden mi yapıyordum, yoksa onu yapmak da benim için sonucun bir parçası mıydı?
Yapay zeka giderek daha fazla işi isteğe bağlı hale getirecek. Bu, hepsinden vazgeçmek istediğimiz anlamına gelmiyor.
Sohbeti sürdür
Yapay zeka, sistemler, iş, üretmek ve hayat üzerine denemeler ve saha notları.