İçeriğe geç
i think i became the middleware

Yapay Zeka ve Hayat · Yazı

Bir Baktım, Middleware Ben Olmuşum

Bir panelden API key alıp ötekine yapıştırmak, doğrulama kodu taşımak, DNS kaydı açmak, hangi bilginin nerede olduğunu hatırlamak… Bir noktada fark ettim: yazılımları ben kullanmıyorum sadece; aralarındaki bağlantının bir kısmı da benim.

Yazan Dogu Taskiran

Son günlerde kendimi tuhaf derecede sık aynı işi yaparken yakalıyorum. Bir panelden bir API key kopyalıyorum, başka bir panelde environment variable olarak yapıştırıyorum. Bir yerde IP adresi var, öbür yerde DNS kaydı açıyorum. Mailden altı haneli doğrulama kodu geliyor, onu başka bir ekrana taşıyorum. Webhook URL'si, project ID, secret, token, hostname… Hepsi küçük şeyler.

Hiçbiri zor değil. Zaten mesele de o değil.

Bir noktada şunu düşünmeye başladım: Ben neden buradayım?

İki taraftaki yazılım da son derece güçlü. Biri saniyeler içinde dünyanın herhangi bir yerine deployment yapabiliyor. Diğeri altyapıyı, müşteriyi, içeriği, ödemeyi ya da veriyi yönetebiliyor. Ama aralarında bazen hâlâ ben varım. Bir sekmeden bir şey alıp öbür sekmeye götürüyorum.

Bir baktım, middleware ben olmuşum.

Bizde bunun çok tanıdık bir hali var

Türkiye'de iş hayatında bunun yazılımdan bağımsız bir versiyonuna çok alışığız. Bir şeyin nasıl yürüdüğünü sistem değil, bir kişi bilir.

"Onu Ayşe Hanım biliyor."

"Şifre Mehmet'te."

"Son dosya kimdeydi?"

"Muhasebeye attın mı?"

"WhatsApp'tan gönder, ben oradan geçiririm."

Bunların hepsini tek tek duyunca normal geliyor. İşler zaten böyle yürüyor diye düşünüyoruz. Ama biraz uzaktan bakınca aslında şirketin önemli bir kısmının insanların kafasında, telefonunda ve açık sekmelerinde birbirine bağlandığını görüyorsun.

Bazen WhatsApp grubu fiilen entegrasyon katmanı gibi çalışıyor. Bir sistemdeki bilgi ekran görüntüsü olarak gruba düşüyor, biri oradan alıp başka bir sisteme giriyor, bir başkası "tamamdır" yazıyor ve süreç ilerliyor. Yazılım var, veri var, süreç var. Ama aradaki taşıma işi yine insanda.

Benim son dönemde yaşadığım bunun daha teknik, daha çıplak hali. Domain'i nereye bağlayacağıma ben karar veriyorum. Asıl karar bu. Sonrası prosedür: bir servisi aç, doğru değeri bul, diğerine git, kaydı yarat, geri dön, başka bir şeyi kopyala, tekrar gel, yapıştır, doğrula.

Bir sistemin diğerine erişmesine izin vermeye karar veriyorum. Yine asıl karar basit. Sonra credentials, permissions, dashboard'lar, secret'lar, confirmation mail'leri, authentication code'ları başlıyor.

Yazılım benden yeni bir karar istemiyor. Verdiğim kararın sonuçlarını sistemler arasında taşımamı istiyor.

Biz buna "yazılımı kullanmak" diyoruz. Ama bazen ilişki tersine dönmüş gibi geliyor. Yazılım prosedürü biliyor ve bana ne yapacağımı söylüyor: buraya git, şunu kopyala, oraya yapıştır, şimdi bunu onayla.

O anlarda yazılımı ben işletmiyorum gibi.

Yazılım beni işletiyor.

İnsan middleware olunca ne oluyor?

Bunun daha geniş halini Kendimi Döngünün Dışına Çıkarmaya Çalışıyorum yazısında anlatmıştım. İnsanlar yalnızca karar verdikleri için değil, dağınık parçaları bir arada tuttukları için işin vazgeçilmez parçasına dönüşüyor. Bağlamı onlar taşıyor, istisnayı onlar fark ediyor, iki departmanın ya da iki sistemin arasındaki boşluğu onlar kapatıyor.

The Executable Company tarafında bunun şirket ölçeğindeki halini daha derin inceliyorum. Your Company Is Not Integrated. Your Best People Are. yazısındaki temel fikir şu: Bir şirket dışarıdan entegre görünebilir ama gerçek entegrasyonu en iyi insanları yapıyor olabilir. Bilgiyi onlar taşıyor, anlamı onlar tercüme ediyor, geçmiş kararı onlar hatırlıyor, sistemlerin birbirine vermediği state'i kafalarında birleştiriyorlar.

Türkiye'de bunun çok görünür bir karşılığı var: "işi bilen kişi".

Bu kişi genellikle çok değerlidir. Çünkü herkesin bilmediğini bilir. Hangi müşteriye ne söz verildiğini, hangi dosyanın doğru olduğunu, hangi ekranda hangi alanın aslında ne anlama geldiğini, kimin hangi durumda aranması gerektiğini bilir. İşler tıkandığında ona gidilir.

Bunun adı çoğu zaman deneyimdir ve gerçekten de deneyimdir. Ama bir noktadan sonra deneyimle bağımlılık birbirine karışabilir.

Çünkü şirketin çalışması için o kişinin sürekli arada bulunması gerekiyorsa, bilgi sisteme değil insana yazılmış demektir.

Ben de kendi işimde bunun daha küçük bir versiyonunu sürekli üretiyorum. Bir sistem credential'ı biliyor. Başka biri nereye gitmesi gerektiğini biliyor. Bir diğeri mevcut durumu biliyor. Neden bunların yapıldığını ise ben biliyorum.

Dolayısıyla bütün parçaların birleştiği yer benim dikkatim oluyor.

Ben insanı sistemden tamamen çıkarmak istemiyorum. Tam tersine, insanın dikkatini daha değerli yere koymak istiyorum. Ne olacağına karar vermek, bir şeyin gerçekten yapılması gerekip gerekmediğini değerlendirmek, risk almak, fikir değiştirmek, kaliteye bakmak, sorumluluk almak… Bunlar insanın bulunması için iyi nedenler.

Bir API key'i bir kutudan diğerine taşımak ise o kadar iyi bir neden değil.

Tabii burada sınırı doğru çizmek gerekiyor. Her manuel adım gereksiz değildir. Bankanın ya da bir platformun bana doğrulama kodu göndermesi bilinçli bir güvenlik sınırı olabilir. Kritik bir işlem öncesinde onay istemek yetkiyi ve sorumluluğu koruyabilir. Bir sistem "burada sen karar ver" diyorsa bazen tam da olması gerekeni yapıyordur.

Mesele bütün insan müdahalelerini yok etmek değil. İnsanın gerçekten karar verdiği anla, sadece iki sistem birbirine ulaşamadığı için arada kaldığı anı ayırmak.

Türkiye'de aradaki insan neden bu kadar kolay kalıcılaşıyor?

Bence burada kültürel ve yapısal bir şey de var. Biz pratik çözüm bulmakta iyiyiz. Sistem tam çalışmıyorsa işi durdurmak yerine bir yolunu buluyoruz. Mail atıyoruz, WhatsApp'tan yazıyoruz, Excel çıkarıyoruz, birine soruyoruz, bir ekran görüntüsü gönderiyoruz. O gün iş çözülüyor.

Bu çok değerli bir refleks. Özellikle hızlı hareket etmek gereken yerde şirketi ayakta tutuyor.

Ama aynı refleks bir borç da yaratabiliyor. Geçici çözüm zamanla kalıcı işleyişe dönüşüyor. "Şimdilik böyle yapalım" birkaç yıl sonra şirketin gerçek mimarisi oluyor. Yeni gelen insanlara sistem anlatılmıyor; sistemi bilen insanlar anlatılıyor.

Yazılım tarafında da aynı şeyi yapıyoruz. İki servis tam konuşmuyorsa bir insan arada taşır. API eksikse panelden yaparız. Yetki modeli kötü tasarlanmışsa herkes aynı hesabı kullanır. Bir işlem sadece tarayıcıdan yapılabiliyorsa birinin günlük rutini olur.

Sonuçta teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin, şirketin en kritik entegrasyonlarından biri yine insan olabilir.

Bu yüzden benim için mesele yalnızca daha fazla otomasyon kurmak değil. Çünkü kötü kurulmuş bir sistemi otomatikleştirince bazen yalnızca daha hızlı kötü bir sistem elde ediyorsun. İnsan daha az tıklıyor olabilir ama yine bütün istisnalar, kararlar ve bağlantılar ona dönüyorsa bağımlılık değişmiyor.

Prosedürden niyete geçmek

Bilgisayar tarihinin büyük bölümünde bu düzenin iyi bir nedeni vardı. Yazılım komutları uygulayabiliyordu ama ne istediğimizi anlayamıyordu. Biz de niyetimizi makinenin anlayacağı prosedüre çevirmek zorundaydık. Arayüzler bunun içindi.

"Bunu yayınla" diyemezdin. Hangi menüye gireceğini, hangi alanı dolduracağını, hangi butona basacağını bilmen gerekiyordu.

"Bu domain'i şu uygulamaya bağla" diyemezdin. DNS provider'a gider, kaydı açar, değeri girer, propagasyonu beklersin.

"Bu servisin bu projeye erişmesine izin ver" diyemezdin. Token üretir, scope seçer, secret'ı taşır, environment'a koyar, sonra çalışıp çalışmadığını kontrol edersin.

Bu sınır şimdi değişmeye başlıyor. Yazılım artık doğal dili daha iyi anlayabiliyor, mevcut duruma bakabiliyor, tool kullanabiliyor, API çağırabiliyor, birkaç adımı peş peşe uygulayıp sonunda ne olduğunu kontrol edebiliyor.

Benim heyecanlandığım şey her dashboard'ın yerine chat koymak değil. Eğer yapay zekaya ne istediğimi söylüyorum, o da bana "şimdi Hostinger'a git, buradaki key'i kopyala, sonra Vercel'de şu ekrana yapıştır" diyorsa arayüz değişti ama benim işim değişmedi.

Hâlâ middleware benim.

Daha ilginç olan şu: Yazılım bana prosedürü tarif etmek yerine niyeti alıp prosedürü kendisi taşıyabilir mi?

"Şu alt domain'i bu servise bağla. Mevcut yapıyı bozma. Gerekli kaydı oluştur, doğrula ve ne değiştirdiğini bana söyle. Yetki ya da güvenlik açısından gerçekten karar vermem gereken bir nokta çıkarsa bana dön."

Bence asıl dönüşüm burada.

Çünkü bu durumda insan sistemden çıkmıyor. İnsan başka bir seviyeye çıkıyor. Tıklayan, kopyalayan, yapıştıran kişi olmaktan; sınırı, amacı ve kararı belirleyen kişiye dönüşüyor.

Galiba yanlış döngüdeydim

Geçenlerde kendimi döngünün dışına çıkarmaya çalıştığımı yazmıştım. Hâlâ o fikrin arkasındayım ama bugün daha doğru bir ayrım yapabildiğimi düşünüyorum.

Her döngünün dışında olmak istemiyorum.

Karar vermek istiyorum. Fikrimi değiştirmek istiyorum. Bir şeyin iyi olup olmadığına bakmak, zevkimi ve deneyimimi katmak, önemli bir durumda sorumluluk almak istiyorum. İnsanlarla doğrudan konuşmak istediğim yerler var. Adımı koyduğum bir işte son sözün bende olmasını istediğim yerler var.

Çıkmak istediğim döngü başka.

Niyeti prosedüre çevirip sonra o prosedürü makineler arasında benim taşıdığım döngü.

Belki "human in the loop" tartışmasını da biraz yanlış yerden yapıyoruz. Soru insanı döngüde tutup tutmamak değil. İnsanı hangi döngüde tuttuğumuz.

Bilgiyi taşımaktan sistemi yönlendirmeye. Prosedürü uygulamaktan niyeti tarif etmeye. Her ekranın operatörü olmaktan insan dikkatinin gerçekten nerede gerektiğine karar vermeye.

Muhtemelen bunun sonu da yok. Teknoloji bir katmanı üstlendikçe biz başka bir katmanda yeni middleware'e dönüşebiliriz. Bugün servisler arasında token taşıyoruz; yarın agent'lar arasında hedef, yetki ve öncelik taşıyor olabiliriz.

Bu beni rahatsız etmiyor. İnsanların sistemin dışında oturduğu ve makinelerin her şeyi yaptığı bir dünya peşinde değilim.

Sadece sistemin içinde nerede durduğumu daha bilinçli seçmek istiyorum.

Şimdi kendimi yine bir panel açıp başka bir panelden aldığım bilgiyi taşırken yakaladığımda önce şunu soruyorum:

Bunu neden ben taşıyorum?

Cevap benim kararım, sorumluluğum, deneyimim, zevkim ya da ilişkimse orada kalmak istiyorum.

Cevap yalnızca iki makinenin hâlâ birbirine ulaşamamasıysa, o işi artık mümkün olduğunca bırakmak istiyorum.

Yapay zekayı kullanan değil, yöneten olmak.

Sohbeti sürdür

Yeni notlar, doğrudan benden.

Yapay zeka, sistemler, iş, üretmek ve hayat üzerine denemeler ve saha notları.

Abone olduğunuzda Doğu Taşkıran'ın yeni yazılarını e-postayla alırsınız. Aboneliğinizi istediğiniz zaman değiştirebilir veya sonlandırabilirsiniz.